MARMARA BÖLGESİ HAPİSHANELERİNDE YAŞANAN HAK İHLALLERİNE İLİŞKİN GÖZLEM RAPORU

10.4.2022

TOPLUM VE HUKUK ARAŞTIRMALARI VAKFI
MARMARA BÖLGESİ HAPİSHANELERİNDE YAŞANAN HAK İHLALLERİNE İLİŞKİN GÖZLEM RAPORU

I.GİRİŞ
Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV) olarak, Türkiye’de bulunan hapishanelerde yaşanan hak ihlallerinin, vakfımıza ulaşan ihlal iddiaları ve basın yoluyla edindiğimiz bilgiler neticesinde hızla arttığını tespit etmemiz üzerine; 14.01.2022- 31.02.2022 tarihleri arasında Marmara Bölgesi’nde hak ihlallerinin en yoğun yaşandığı hapishaneler ziyaret edilerek yapılan görüşmeler neticesinde elde edilen veriler raporlaştırılmıştır. Ziyaret edilen hapishanelerin seçimi hak ihlalleri iddialarının artış gösterdiği kurumlar baz alınarak yapılmıştır. Bu doğrultuda; vakfımız üyesi avukatlar tarafından Kocaeli (Kandıra) 1 No’lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Kocaeli (Kandıra) 2 No’lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Gebze Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Silivri Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Silivri 5 No’lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Silivri 3 No’lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu ve Tekirdağ 2 No’lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu ziyaret edilmiştir. Bu ziyaretler esnasında 28 mahpus ile görüşme sağlanıp rapora esas olmak üzere veriler toplanmıştır.
 

II.YÖNTEM
Raporda geçen hak ihlali, durum tespiti ve istatistiksel verilerin tamamı hapishanelerde görüş yapan avukatlar tarafından, mahpuslarla yapılan birebir görüşmeler ve kurumlara yapılan başvurularda yer alan veriler sonucunda ortaya çıkmıştır. Mahpusların kişisel verileri, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nda yer alan yükümlülükler doğrultusunda rapora yansıtılmamıştır.
Yapılan hapishane ziyaretlerinde hak ihlallerinin tespiti amacıyla mahpuslara yöneltilecek sorular ziyaretlerden önce TOHAV’da hekim ve hukukçuların bulunduğu bir ekip tarafından hazırlanarak, uluslararası insan hakları standartlarına uygun bir şekilde mahpusların başta yaşam ve sağlık hakları olmak üzere temel hak ve özgürlüklerde yaşanılan hak ihlallerini raporlaştırılmak amacıyla hazırlanmıştır.
TOHAV olarak, mahpuslarla yapılan görüşmelerden sonra hapishane idareleri ile görüşme yapılmak istenmiş; ancak idare ile görüşme talepleri idareler tarafından kabul edilmeyerek olumsuz sonuçlanmıştır. Bu sebeple, hapishane idarelerinin hak ihlalleri iddialarına ilişkin cevaplarına raporda yer verilememiştir.

III.HAPİSHANELERDE TESPİT EDİLEN HAK İHALLERİ
1. İşkence ve Kötü Muamele Yasağına İlişkin TespitlerKandıra 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar, hapishanede en azından son dönemlerde fiziki şiddet olmasa da psikolojik şiddetin çok yoğun olarak uygulandığını; Garibe Gezer isimli mahpusun yoğun bir psikolojik şiddete maruz kaldığını, yaklaşık bir ay önce de kaldığı tek kişilik hücrede şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdiğini aktarmışlardır. Psikolojik şiddet kavramını biraz açmalarını talep ettiğimizde; infaz koruma memurlarının bağırarak ve aşağılayıcı ifadeler kullanarak iletişim kurduklarını, mazgalları kasıtlı olarak çok sert açıp - kapattıklarını, mahpusların sorularına yanıt vermediklerini, en ufak ihtiyaçlarının dahi aşılması zor prosedürlere bağlandığını, hücrelere baskın aramaların çoğaldığını, mahpusların neredeyse her hareketlerine disiplin soruşturması başlatıldığını aktarmışlardır. Görüşme yapılan mahpuslar artan bu disiplin soruşturmalarını bir terbiye etme aracı olarak gördüklerini, sürekli ikincil cezalandırmaya maruz kaldıklarını düşündüklerini aktarmışlardır.

 

Kandıra 2 Nolu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar ise hapishaneye yeni getirilen mahpuslara çıplak arama dayatıldığını; mahpusun itiraz etmesi halinde ise infaz koruma memurları tarafından zorla çıplak arama yapıldığını aktarmışlardır.
 

Gebze Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar, aramaların son zamanlarda çok sıklaştığını; on beş günde bir ya da iki defa koğuşlarında arama yapıldığını ve aramalar esnasında eşyaların eskiye göre çok daha fazla dağıtıldığını, hatta bazı durumlarda yere atıldıklarını aktarmışlardır. Ayrıca arama esnasında mahpuslara maske verilmediği; infaz koruma memurlarının çok dikkatsiz davrandığını, aynı eldivenle önce sabuna sonra yedikleri ekmeğe dokunduklarını ve yiyecek malzemelerini bazen atmak zorunda kaldıklarını; infaz koruma memurlarının aramalarda mahpuslara sürekli “neden bu kadar çok eşyanız var, bizi çok yoruyorsunuz” şeklinde sözler söylediklerini aktarmışlardır. Görüşülen mahpuslar ayrıca özel olarak üç aramada olağan üstü şeylerle karşılaştıklarını; bahsi geçen üç aramada da kıyafetleri hariç her şeylerine el konulduğunu, iğne/iplik, çöp torbalarına dahi el konulduğunu; bazı eşyaların parçalandığını; mahpusların yazım çalışmalarına ve defterlerine el konulduğunu, bu aramaların insanlık dışı muameleye dönüştüğünü aktarmışlardır.
 

Silivri 3 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar, idarenin kararları doğrultusunda sert yaklaşımların bulunduğunu, kişilere bireysel yönelimlerin fazla olduğunu aktarmışlardır. Özellikle mahpusların tek kaldıkları zamanlarda fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kaldığını aktarmışlardır. Silivri 5 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan sürgün sevk olarak geldiklerinden sonra mahpuslara kimlik taşıma zorunluluğu dayatıldığını, koğuştan her çıkışta ve koğuşa her girişte kimliklerini yanlarına almaları gerektiği bilgisini aktarmışlardır. Mahpusların bu durumu kabul etmemesi nedeniyle koğuştan her giriş – çıkışın ( revir, aile görüşü, avukat görüşü,telefon görüşü vb.) akabinde haklarında disiplin soruşturması açıldığını belirtmişlerdir.
Görüşülen mahpuslar ayrıca, adli mahpuslara çıplak arama dayatıldığı için açlık grevine girdiklerini aktarmıştır. Bununla birlikte hapishane idaresinin tutumunun ise tehditkar olduğunu, infaz koruma memurları tarafından avukat ve aile görüşlerine gidiş gelişlerde taciz boyutuna varan aramaların yapıldığını, çıplak arama dayatmasına ilişkin yapılan suç duyuruları yapıldığını aktarmışlardır.
 

Silivri 5 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar, son üç aydır idare ve infaz koruma memurlarının tutum ve davranışlarında sert bir yaklaşımın mevcut olduğunu, özellikle bazı infaz koruma memurlarının bireysel tutum ve davranışlarının olduğunu aktarmıştır. Görüşe çıkılırken infaz koruma memurları tarafından “önünüzü kapatın, yürürken yere bakın ve kenardan yürüyün” şeklinde söylemlerde bulunulduğunu, genel olarak infaz koruma memurlarının tehditkâr tutumlarının olduğunu ve psikolojik baskının sık yaşandığını aktarmışlardır. Mahpuslar, infaz koruma memurları tarafından sürekli olarak kendilerine disiplin soruşturması açılmakla tehdit edildiklerini aktarmıştır. Ayrıca mahpuslar adli mahpusların infaz koruma memurlarının kendi özel işlerini yaptıracak şekilde çalıştırıldıklarını ve infaz koruma memurlarının mahpuslara zaman zaman bağırıp hakaret ettiklerini, siyasi mahpusların ise kapalı görüş ve telefon görüşlerinde küçük düşürücü davranışlara maruz bırakıldıklarını aktarmışlardır.
Görüşülen mahpuslar ayrıca, yeni tutuklanan veya sürgün/sevk edilen mahpusunu olmadığını; ancak hastane veya mahkemeye gidiş gelişlerden sonra x-ray geçişinden sonra çıplak arama dayatıldığını, infaz koruma memurları tarafından mahpuslardan pantolon ve iç çamaşırlarını indirmelerinin istendiğini, mahpusların bu durumu kabul etmediğinde ise, dört-beş saat bekletildiklerini ve haklarında disiplin soruşturması açıldığını aktarmışlardır.
 

Silivri Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar, Kırıkkale F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan sürgün sevk olarak getirildiklerini, yoğun bir psikolojik şiddete ve sürekli hakarete maruz kaldıklarını, hapishanenin zaten kuruluş amacının da cezalandırma ve “rehabilite etme” olduğunu ifade ederek kendilerine ıslah için uygulanan her türlü yöntemin aslında işkence olduğunu aktarmışlardır.
 

Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar fiziksel ve psikolojik işkenceye maruz bırakıldıklarını ve bu sebeple 17.01.2022 tarihinde beş mahpusun süresiz ve dönüşümsüz açlık grevine başladığını aktarmışlardır. Görüşülen mahpuslardan biri 2019 yılında CPT’nin geldiğini ve orda belirtili tüm ihlallerin aynen devam ettiğini , psikolojik baskıya maruz kaldığını , kendisine hakaret edildiğini ayrıca fiziki olarak da işkence edildiğini , sekiz ay önce çıplak aramaya karşı çıktığı için infaz koruma memurları tarafından darp edildiğini, şüpheli şekilde hayatını kaybeden mahpus Vedat Erkmen’in de benzer şekilde psikolojik şiddete maruz bırakıldığını, bunun hapishanede rutin bir uygulama olduğunu, , başka bir mahpusun çıplak aramayı kabul etmediği için infaz koruma memurları tarafından darp edildiğini, bundan kaynaklı olarak hastaneye kaldırıldığını, hastane dönüşü tekrar darp edildiğini, bu uygulamaların işkenceye dönüştüğünü, bu sebeple mahpusun ölüm orucuna başladığını, sonrasında ise Kocaeli’ne sevk edildiğini aktarmıştır.
Görüşülen mahpuslardan biri, avukat görüşmesinden sonra infaz koruma memurları tarafında hukuka aykırı şekilde çıplak arama yapılabileceğini, bu durumdan endişe ettiğini, bu sebeple avukat görüşüne gelirken kendini baskı altında hissettiğini, hapishanede şüpheli şekilde hayatını kaybeden Vedat Erkmen’e de bu şekilde baskı yapıldığını, hapishanede bütün mahpuslara psikolojik şiddet uygulandığını aktarmıştır.
Görüşülen bir başka mahpus, idare ve infaz koruma memurları tarafından kendilerine karşı olumsuz, baskıcı ve keyfi bir tutumun olduğunu, infaz koruma memurlarının küfür ve hakaretlerine maruz kaldıklarını , avukatı ile görüş yaptığı günün akşamı odasının değiştirildiğini, kendi aralarında sohbet ettiklerinde infaz koruma memurlarının “sesinizi kesin yoksa oraya gelince ne yapacağımızı biliyorsunuz” şeklinde tehditvari söylemleri olduğunu, ayrıca havalandırma kapılarını kapatmaya geldiklerinde veya sayım sırasında infaz koruma memurlarının kendilerine küfür ve hakaretlerde bulunduklarını aktarmıştır.
Yine görüşülen mahpuslardan bir diğeri, idarenin ve infaz koruma memurlarının tutumlarının sert olduğunu, bu kişilerle iletişim kurmakta zorlandıklarını, özellikle idarenin kendileri ile görüşmediğini, infaz koruma memurlarının kendilerine sert davranıldığını, telefon konuşmalarının kesildiğini, gelen kolilerin açımı aşamasında dahi hakaretlere maruz kaldıklarını, bu tür davranışların artık bir rutin haline geldiğini aktarmıştır.

Tekirdağ 2 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar, yeni gelen mahpuslara çıplak arama yapıldığını, çıplak aramayı kabul etmeyen mahpusların darp edildiklerini, en son on beş gün önce gelen mahpusun da bu şekilde darp edildiğini ve kendisine zorla çıplak arama yapıldığını aktarmıştır.
 

2. Tecride İlişkin Tespitler
Covid-19 salgın sürecinde hapishanelerin riskli konumları göz önünde bulundurulup tüm mahpusların infazları salgın sürecince ertelenmesi ve hapishanelerin tahliye edilmesi gerekirken yapılan infaz düzenlemeleri ayrımcı bir şekilde yapılmış ve bu düzenlemelerde siyasi mahpuslar ile belli suçlardan hüküm giyen mahpuslar kapsam dışı bırakılmıştır. Dolayısıyla hapishanelerde kapasitenin üzerinde mahpus tutulmaya devam edilmiş, hapishanelerde salgın, mahpusların var olan kısıtlı hakları daha da kısıtlanarak önlenmeye çalışılmıştır. Pandemi öncesi dahi mahpusların özellikle sohbet ve spor hakkı gibi ortak alan faaliyetlerinin uygulanmasında ciddi sorunlar yaşanırken, bu uygulamalar kanunda öngörülen sürelerde ve şekillerde uygulanmazken pandemiyle birlikte alınan önlemler kapsamında hapishanelerde tecrit en üst düzeye ulaşmıştır. Pandeminin başından beri hapishanelerde spor, sohbet gibi ortak alan faaliyetleri olması gerektiği şekilde yaptırılmamaktadır.
Adalet Bakanlığının ve Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün aldığı karar doğrultusunda 2020 yılı mart ayında açık ve kapalı görüşler askıya alınmıştır. Bir süre sonra kapalı görüşlerin yaptırılmasına sınırlı olarak izin verilmişse de 2021 yılı aralık ayına kadar açık görüşler yaptırılmamıştır. 2021 aralık ayından itibaren ise kişi sınırı ve 30 dakika ile sınırlı olmak koşuluyla açık görüşler başlatılmıştır. Bu süreçte var olan 10 dakikalık telefon görüşü haklarına yaptırılamayan açık görüşlerin yerine olacak şekilde 10’ar dakikalık daha telefon görüşmesi eklenmiştir. Ancak açık görüşlerin başlaması ile birlikte telefon görüşmeleri yeniden 10’a dakikaya düşürülmüştür.
 

Kandıra 1 Nolu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar telefon görüşmelerinin sık sık kesildiğini ailelerini tekrar tekrar aramak zorunda kaldıklarını bu durumu özellikle yaşadıkları hak ihlallerini anlattıkları zaman ortaya çıktığını aktarmışlardır. Ayrıca pandemi sürecinin başından bu yana sosyal faaliyetler ile spor haklarından yararlandırılmadıklarını, yaklaşık iki yıldır ağır bir tecrit altında tutulduklarını aktarmışlardır.
 

Kandıra 2 Nolu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar pandemi gerekçesiyle iki yıl boyunca aileleriyle görüş yapamadıklarını, kapalı görüşlerin iki yılın ardından başladığını, açık görüşün ise otuz dakikayla sınırlı olmak kaydıyla iki ay önce başladığını aktarmışlardır. Yine bu hapishanede tutulan birçok mahpusun ailesinin kendisine kilometrelerce uzakta olduğunu, otuz dakikalık açık görüş için pandemi koşullarında ailelerinin çok uzun yolu gelmelerini istemediklerini, bu nedenle açık görüş haklarından yararlanamadıklarını aktarmışlardır. Mahpuslar ayrıca pandemi sürecinin başından bu yana sosyal faaliyetler ile spor haklarından yararlandırılmadıklarını yaklaşık iki yıldır ağır bir tecrit altında tutulduklarını aktarmışlardır.
 

Gebze Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar özellikle görüşlerde saat sorunu yaşadıklarını; bazı mahpusların görüşlerinin çok erken saatte olduğunu, bu durumun özellikle şehir dışından gelen aileleri çok zorladığını, pandemi sürecinin başından bu yana sosyal ve sportif faaliyetlerin kısıtlandığını ancak son süreçte aynı koğuşla sınırlı kalmak kaydıyla voleybol sahasına çıkarıldıklarını aktarmışlardır. Ayrıca hapishane idaresi tarafından mahpuslara sözlü olarak “pandemiden sonrada sadece kendi koğuşunuzla spora çıkacaksınız eskisi gibi herkesle görüşmeyeceksiniz “ söylendiğini aktarmışlardır.
 

Silivri 3 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar, görüntülü arama uygulamasının siyasi mahpuslara uygulanmadığını, görüntülü arama uygulaması geldikten sonra ise diğer telefonların bakım ve tamirinin yapılmadığını, telefonla görüşme esnasında infaz koruma memurlarının mahpusların yanında durduğunu, çoğu zaman görüş esnasında bir anda telefonların kesildiğini, telefon görüşlerinde telefonun yanında ‘’Türkçe dışında başka bir dil konuşulmayacaktır. Türkçe dışında bir dil kullanımında disiplin soruşturması yapılacaktır.’’ uyarısının bulunduğunu, konu ile ilgili şikayet dilekçelerinin ise işleme konulmadığını aktarmışlardır. Mahpuslar ayrıca spor ve ortak faaliyetlerin iki ayda bir yaptırıldığını, bu haklarının keyfi olarak engellendiğini aktarmışlardır. Siyasi mahpusların on kişilik gruplar halinde iki ayda bir spora çıkartıldığını, ancak mahpusların toplu olarak spor faaliyetlerine çıkartılmadığını belirtmişlerdir.
 

Silivri 5 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar ziyaretçi saatlerinin kısa tutulduğunu, çoğu zaman telefon görüşmelerinin görüşme ortasında sonlandırıldığı, yapılan aramalarda ilk sefer cevap verilmediği takdirde ikinci kez arama yapmalarına izin verilmediğini aktarmışlardır. Mahpuslar ayrıca pandemi sebebiyle ara verilen spor ve ortak alan faaliyetlerinin keyfi olarak engellendiğini, idare tarafından gerekçe olarak ise mahpus sayısının çok olduğunun söylendiğini aktarmışlardır. Uzun süredir yapılmayan spor ve ortak alan faaliyetlerinin açık görüş gününe denk getirildiğini ve mahpusların görüşe çıkması nedeniyle bu faaliyetlerin belirsiz olarak ileri tarihe ertelendiğini belirtmişlerdir.
 

Silivri Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar telefon görüşmeleri sırasında sesin net gelmediğini ve bazı telefonların bozuk olması nedeniyle sorun yaşandığını belirtilmiştir. Bu sorunu aktardıklarında ilgililerin ‘’telefon çekmiyordur’’ dediklerini oysa ki bazı telefonlarda sorun yaşanmadığını aktarmışlardır. Mahpuslar, bozuk olan telefonların tamir edilmediğini ve iletişimin bilinçli olarak zorlaştırıldığını düşündüklerini aktarmışlardır. Açık görüşlerin yarım saat olmasının çok kısa olduğunu, o görüş sırasında da maske eldiven ve uzaklık olması nedeniyle ses duymakta dahi hem kendilerinin hem onlarla görüşmeye gelen yakınlarının zorlandıklarını aktarmışlardır.Ayrıca açık görüşün bir gün önce haber verildiğini ve şehir dışında olan ailelerinin bu nedenle açık görüşe gelemediği belirtilmiştir. Bununla birlikte mahpuslar mahpuslar 2020 yılı mart ayından beri sohbet ve spor gibi ortak alan faaliyetlerinin olmadığını aktarmıştır.
 

Tekirdağ 2 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar telefon kabinlerinin hücrelere yapıldığını fakat normal koğuşlarda yirmi dakika konuşma imkanı sunulmasına rağmen kendilerine on dakika konuşma imkanı tanındığını, görüntülü konuşma için çok fazla idari işlemin olduğunu, teknik zorlukların olduğunu aktarmıştır. Telefon görüşmelerinde isim ve soy isim söylemenin dayatıldığı, tekmil verdirilerek telefon konuşmasının başlatıldığını, açık görüşün bir saat otuz dakika yerine sadece otuz dakika yaptırıldığını, açık ve kapalı görüşün iki kişi ile sınırlandırıldığını aktarmıştır. Bir mahpus pandemi sürecinde açık görüş olmadığını, görüşler açıldığında ise açık görüş hakkının otuz dakikaya düşürüldüğünü , böyle olunca da ailesi uzakta yaşayanların gelemediğini, bu nedenle aile görüşlerinin fiilen kısıtlandığını aktarmıştır. Mahpuslar ayrıca pandemi sürecinin başından bu yana bir hafta basketbol bir hafta ise suni çimde spor yapabildiklerini fakat son iki yılda bir defa sinemaya çıktıklarını, resim atölyelerinin üç-dört yıldan uzun süredir aktif olmadığını aktarmıştır.

Görüşülen mahpuslar OHAL sürecinden beri sohbet ve aynı hücredekilerle kapalı spor salonu dışında açık halı saha, atölye çalışmaları gibi ortak alan etkinliklerine çıkartılmadıklarını, pandeminin başından beri ise hiçbir ortak alan faaliyetlerinin yaptırılmadığını, açık ve kapalı görüşlerin pandemi süresince bir süre hiç yaptırılmadığını, sonrasında ise süre ve kişi sayısında sınırlama ile yaptırılmaya başlandığını aktarmışlardır.

Adalet Bakanlığının ve Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün aldığı karar doğrultusunda 2020 yılı Mart ayından beri hapishanelerde spor, sohbet gibi ortak alan faaliyetleri yaptırılmamaktadır. Bu kapsamda mahpusların diğer hücrelerde kalan mahpuslarla iletişimi neredeyse bulunmamaktadır. Bazı hapishanelerde 2021 yılının ikinci yarısından itibaren ayrda bir kere sınırlı sayıda kişiyle ve sadece aynı hücredekilerle kapalı spor salonuna çıkışlara müsade edilmektedir.

3. Sağlık Hakkına İlişkin Tespitler
Gebze Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar hastane sevklerinde pandemi sürecinin başında çok fazla sorunlar olduğunu ama yavaş yavaş bu durumun normale döndüğünü, ancak şu anda en büyük sorunun hastane dönüşü uygulanan on dört günlük karantina uygulaması olduğunu, bazı ağır hasta mahpusların karantina sürecinde tek tutulduğunu, bu durumun hak ihlali olduğunu dile getirildiğini ancak hapishane idaresinin uygulamayı değiştirmediğini aktarmışlardır. Mahpusların aktardığı diğer bir husus hastane sevkinde halen daha mahpuslara tulum giydirilmesidir. Mahpuslar özellikle hastane sevkinde elleri kelepçeli olduğu için hastanedeki insanların garip bakışlarına maruz kaldıklarını, bu görüntüye tulumun eklenmesiyle hastane koridorunda bekleyen insanların kendilerinden korktuklarını ve daha kötü baktıklarını, bu sebeple kendilerini kötü hissettiklerini aktarmışlardır. Görüşülen mahpuslar tarafından aktarılan diğer bir sorun muayene sonuçlarının mahpuslarla paylaşılmamasıdır. Mahpuslar bu durumu hapishane idaresine söylediğinde sonuçların e-devlette olduğu cevabı aldıklarını, ancak internet erişimi olmadığı için kendi verilerine ulaşamadıklarını aktarmışlardır. Son olarak özellikle göz muayenelerinde mahpuslara kelepçeli muayene dayatıldığı aktarılmıştır.
Görüşülen mahpuslar ayrıca özel olarak bir mahpusun durumundan bahsetmişlerdir. Bahsi geçen mahpusun ağır bir ameliyat geçirdiğini, ameliyat sonrası gözetim altındayken hastane yatağına kelepçelendiğini, mahpusun kendine geldiğinde duruma itiraz ettiğini, bunun üzerine kelepçenin çözüldüğünü, taburcu olup hapishaneye geri götürülürken de ring aracına binerken kelepçe takıldığını aktarmışlardır.
Görüşülen mahpuslar ayrıca yemeklerin yeterli verilmediğini, yemeklerin giderek kötüleştiği ve azaldığını, ekonomik krize rağmen iaşe bedellerinde artış yapılmadığını, hasta mahpuslara doktor raporlarına rağmen uygun iaşelerin verilmediğini, verildiği hallerde ise kısıtlı ve az verildiğin, kanser hastası mahpuslara ek besinlerin verilmediğini aktarmışlardır.

Kandıra 1 Nolu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar hapishaneden hastane sevkine götürülen birçok mahpusun muayene sırasında doktorun isteğiyle kelepçeli muayene dayatıldığını, mahpusların bu talebe itiraz etmeleri halinde doktorların kendilerine “ya kelepçeli muayene ederim ya da muayeneyi reddettiğini yazarım” dediğini aktarmışlardır. Görüşülen mahpuslar, doktorların tıp etiğine aykırı bu tutumu sergileme sebebinin hasta mahpusların dosyalarının üzerine tutuldukları suçun yazılmasının sebep olduğunu düşündüklerini, örneğin siyasi mahpuslar için dosya üzerine “sol terör örgütü” ibaresinin yazıldığını ve bu ibarenin daha muayene olmadan hekimde kendileri ile ilgili ön yargıya sebep olduğunu aktarmışlardır.
Mahpuslar ayrıca hapishanede tutulan birçok mahpusun kronik rahatsızlığıyla birlikte çoklu hastalıklarının olduğunu, buna rağmen hastane dönüşü uygulanan on dört günlük karantina dayatması sebebiyle mahpusların hastaneye gitmek istemediklerini, acil bir durum olmadıkça hastaneye gitmeyi ertelediklerini, hapishane idaresinin karantina hücresi adı altında mahpusları tuttuğu hücrelerin çok kirli olduğunu, bu hücrelerin hasta mahpusların durumunu kötüleştirdiğini, ayrıca bazı hasta mahpusların temel ihtiyaçlarını tek başına gideremediklerini, bu sebeple dönüşte on dört gün boyunca tek başlarına kalamayacak durumda olan hasta mahpusların tedaviye erişiminin dolaylı olarak engellendiğini aktarmışlardır.
Görüşülen mahpuslar kantinin çok pahalı olduğunu ve bazen temel ihtiyaçlara dahi ulaşamadıklarını aktarmışlarıdır. Mahpuslar ayrıca ailesinin maddi durumu kötü olan mahpusların kantinden neredeyse hiçbir ürün alamayacak noktaya geldiğini, buna rağmen iaşe bedellerinin artırılmadığını aktarmışlardır.

Kandıra 2 Nolu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar kapasite fazlalığından ötürü hastane sevklerinde gecikmeler yaşandığını; iki yıl boyunca göz/diş birimlerine acil olmadığı iddiasıyla sevklerin yapılmadığını bu sebeple bu muayenelerin çok biriktiğini ve halen dahi sırasını bekleyen mahpusların olduğunu, hastane sevklerinde bazı jandarmaların tahrik edici tavırlarıyla karşılaştıklarını, hastane sevklerinde en büyük sıkıntının tekli ring aracıyla sevk edilmek olduğunu, zira bu bölmelerin çok küçük olması, havasız olması bazen uzun saatler içinde tutuldukları için işkenceye dönüştüğünü aktarmışlardır.
Görüşülen mahpuslar ayrıca muayene esnasında kelepçeli muayenenin dayatıldığını, bu dayatmayı genellikle doktorların yaptığını, jandarmalar kelepçeyi çıkarırken doktorların müdahale ettiğini aktarmışlardır.
Mahpuslar ayrıca kantinde satılan malzemelerin hem çok pahalı olduğunu hem de çeşitliliğin az olduğunu ve kantin yönetiminin belirlediği tek markayı almayı kendilerine dayattıklarını aktarmışlardır.

Silivri 3 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar karantina koğuşundan çıkma süreleri uzadığı için revire çıkmak istemediklerini aktarmışlardır. Mahpuslar ayrıca hastane sevkleri sırasında tekli ring aracında, kelepçeli olarak götürüldüklerini, doktorların yaklaşımlarının ise kötü ve ilgisiz olduğunu aktarmışlardır. Yakın zamanda apandisit ameliyatı olan bir mahpusun hastanede kötü şartlarda kaldığı ve kendisine iki gün yemek verilmediğini aktarmışlardır.
Görüşülen mahpuslar koğuşta kalan kişi sayısına göre çok az yemek verildiğini, gelen yemeklerin besinsel olarak çok kötü olduğunu, yemeklerin çiğ geldiğini, adli mahpuslara kişi başı bir buçuk karavan verilirken siyasi mahpuslara yarım karavan verildiğini aktarmışlardır. Ayrıca kantin fiyatlarının çok yüksek olduğunu, kantin ihtiyaç listesine yazılan çoğu ürünün verilmediğini aktarmışlardır.

Silivri 5 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar, revire çıkmak için uzun süre beklediklerini, yakın zamanda revire giden birinin ikinci kez gidemediğini, kendilerine ‘’iki ay önce revire çıkmışsın gerek yok’’ denildiğini aktarmışlarıdır. İdare tarafından kendilerine, doktor eksiklikleri olduğunu, doktorun yoğun olduğunun aktarıldığını aktarıldığı belirtmişlerdir. Yine mahpuslar revire ulaşımda sıkıntılar olduğunu, revir doktorunun gelişi güzel ilaç verdiğini, özellikle hastane sevklerinin çok zor yapıldığını, uzun süre beklediklerini, hastanede ise doktorların kelepçeli muayene dayattığını, kelepçeli muayeneyi kabul etmeyenlerin muayene edilmeden geri getirildiklerini, ayrıca hastane nezaretinde bile kelepçelerin çıkartılmadığını aktarmışlardır.
Görüşülen mahpuslar ayrıca özel olarak bir mahpusun durumundan bahsetmişlerdir. Mahpusun vücudunun sol tarafında kısmi felç ve hissiyat kaybı olduğunu, acil muayene ve tedavi edilmesi gerektiğini aktarmışlardır.
Görüşülen mahpuslar koğuşta kalan kişi sayısına göre çok az yemek verildiğini, gelen yemeklerin besinsel olarak çok kötü olduğunu, yemeklerin çiğ geldiğini, kendi imkanları ile gelen yemeği yıkayıp tekrardan pişirdiklerini, kantin fiyatlarının fahiş düzeyde olduğunu aktarmışlardır. Ayrıca plastik ürünlerde ( leğen, kova, ayakkabılık) kısıtlama olduğunu, müdür onayı olmadan mahpuslara verilmeyeceğinin söylendiğini aktarmışlardır.
Silivri Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar hastane sevkleri sonrası karantina koşulları nedeniyle zorlandıklarını, bir mahpusun ayağından ameliyat olduktan sonra, yürüme zorluğu çekmesine rağmen uzun süre tek başına tutulduğunu, dönüşte yine karantinada kalacağı için hastaneye kontrol gitmek istemediğini aktarmışlardır.
Mahpuslar ayrıca kantin fiyatlarının çok yüksek olduğunu aktarmışlardır.

Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar, hastane sevklerinde tekli ring dayatıldığını, hastanede ise kelepçeli muayene dayatıldığını, bu uygulamanın jandarma ve doktorlara bağlı olarak değiştiğini , bazen saatlerce müşahede hücrelerinde bekletildiklerini, hastane sevklerinin aylarca yaptırılmadığını, sevk yaptırıldığında ise hastahane muayenesi için aylarca bekletilebildiklerini, revir için de benzeri sorunlar olduğunu aktarmışlardır.
Görüşülen mahpuslardan biri revire çok geç çıkarıldıklarını, dilekçelerinin bir-iki ay sonrasında revire çıkarıldıklarını, tekli ringle götürülmeye zorlandıklarını, kabul edilmeyince tekrar hücreye götürüldüklerini ve muayene ya da tedavi olamadıklarını, askeri personelin sevk sırasında ağız araması yaptığını aktarmıştır.
Görüşülen mahpuslardan bir başkası yemeklerin genelde kötü olduğunu, altı kişilik yemek yerine iki kişilik yemek verildiğini, yemekleri kendilerinin yapmak zorunda kaldıklarını, yemeklerin çiğ , yağlı ve tatsız olduğunu aktarmıştır. Ayrıca kantinde her şeyin çok pahalı olduğunu, ihtiyaçlarını karşılayamadıklarını, istedikleri ürünleri kantinde bulamadıklarını, üç hafta önce defter istediğini fakat halen verilmediğini, aktarmıştır.

görüşülen mahpuslardan biri, hapishanede durumu ağır olan hasta mahpusların olduğunu, bir mahpusun ağır kalp hastası olduğunu, başka bir mahpusun ise böbrek rahatsızlığı olduğunu ve haftada üç gün diyalize gitmesi gerektiğini, üç mahpusun daha kalp rahatsızlıkları olduğunu ve anjiyo olduklarını, bu mahpuslardan birinin her gün hastaneye gidip geldiğini, başka bir mahpusun da bağırsak ameliyatı olduğunu aktarmıştır.

4. Haberleşme Hakkına İlişkin Tespitler
Kandıra 1 Nolu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar mektup ve kargonun özellikle son zamanlarda aşırı pahalı olduğu, kargoların ve mektupların geç gönderildiği ve geç alındığı, kendilerine gönderilen taahhütsüz mektupların ellerine hiçbir şekilde ulaşmadığını, hapishane idaresinin bu mektupları nasılsa barkodsuz diye kaybettiklerini düşündüklerini ancak son zamanlarda barkodlu yani taahhütlü gönderilen bazı mektupların dahi kendilerine ulaştırılmadığını aktarmışlardır. Görüşülen mahpuslar; kendilerine ulaştırılan mektupların ise üzerleri çizilmek veya kesilmek suretiyle sansürlenerek kendilerine verildiğini aktarmışlardır. Son olarak kendi gönderdikleri mektupların bazılarının “cezaevi hakkında yalan/yanlış bilgi içeriyor” iddiasıyla el konularak gönderilmediğini aktarmışlardır.

Kandıra 2 Nolu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar mektup ve kargolarda halen dahi çok fazla gecikmelerin yaşandığını, bu durumu sorduklarında ise kendilerine pandemi gerekçesinin öne sürüldüğünü aktarmışlardır.
Mahpuslar idarenin kendilerine hücrede sınırlı sayıda kitap bulundurabileceklerini bildirdiğini, sadece idarenin satın aldığı gazetelere ulaşabildiklerini, Yeni Yaşam Gazetesi gibi talep ettikleri gazetelere ulaşamadıklarını, dergi konusunda ise artık hiçbir dergiye ulaşamadıklarını zira; dışardan dergi gönderiminin yasaklandığını aktarmışlardır. Yine idare tarafından kendilerine istedikleri dergilere hapishanedeki hesaplarından para ödemek koşuluyla kendilerinin abonelik yaptırabileceğini bildirdiğini, kendilerinin internete erişimleri olmadığı, telefon hakları da kısıtlı olduğu için abonelik yaptırma konusunda zorluk yaşadıklarını aktarmışlardır.

Gebze Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar posta ücretlerinin çok yüksek olduğunu, gönderi ücretlerine neredeyse her ay zaman geldiğini, kendilerinin hiçbir geliri olmadığını, dışarıyla en önemli iletişim araçlarının mektuplaşma olduğunu, bunun da posta ücretleri nedeniyle kısıtlandığını aktarmışlardır.
Mahpuslar kendilerine yirmi kitap kotasının uygulandığını; Kürtçe kitapların çok geç verildiğini; bilgisayar çıktısı kitapların verilmediğini aktarmışlardır. Mahpuslar, Yeni Yaşam gazetesini alamadıklarını sadece Birgün, Cumhuriyet gibi idarenin seçtiği gazeteleri alabildiklerini aktarmışlardır. Dergi konusunda ise mahpuslara hapishane idaresi tarafından “ailenize söyleyin aboneliğinizi yapsınlar, tek tek dergi almayız” dendiğini ancak mahpusların aileleri ile görüşme imkanlarının zaten kısıtlı olduğunu o kısıtlı zamanı da dergi konusunu anlatmakla görüşme süresini bitirmek istemediklerini aktarmışlardır.

Silivri 3 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar kargoların kendilerine çok geç verildiğini, kargo ile gelen mektupların verilmediğini, aileleri tarafından gönderilen fotoğraflarda yöresel kıyafetler giyen varsa fotoğrafların verilmediğini, kargo ile gelen ayakkabıların alınmadığını genel olarak, 2 ayda bir koli kabul edildiğini, birden fazla gelen kolilerin açılmadan iade edildiğini aktarmışlardır.
Görüşülen mahpuslar ayrıca Kürtçe olan kitapların alınmadığını ve toplamda on kitap sınırlamasının olduğunu, dergilerin de kitap olarak sayıldığını, Telefon görüşlerinde telefonun yanında ‘’Türkçe dışında başka bir dil konuşulmayacaktır. Türkçe dışında bir dil kullanımında disiplin soruşturması yapılacaktır.’’ uyarısının bulunduğunu, konu ile ilgili şikayet dilekçelerinin ise işleme konulmadığı tarafımıza aktarılmıştır.

Silivri 5 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar kargoların çok geç teslim edildiğini, iki üç ay süren aksaklıkların olduğunu, kendilerine gelen mektupların da çok geç teslim edildiğini aktarmışlardır. Ayrıca Kürtçe mektupların da tercüman olmadığı gerekçesiyle kendilerine verilmediğini, yine bu nedenle Kürtçe mektupları gönderemediklerini, yine muhalif köşe yazarlarına gönderilen mektupların sakıncalı olduğu gerekçesiyle gönderilmediğini aktarmışlardır. Ayrıca kırtasiye malzemelerinin kendilerine verilmediğini de aktarmışlardır.
Görüşülen mahpuslar aileleri tarafından gönderilen kitapların iki ayda bir tane olacak şekilde kabul edildiğini, Kürtçe kitapların tercüman olmadığı gerekçesi ile kabul edilmediğini, sadece Adalet Bakanlığı’nın çıkarmış olduğu dergilerin kabul edildiğini, kendilerinin okumak istedikleri dergilere erişemediklerini, ayrıca sadece devletten ilan desteği alabilen gazetelerin (Karar, Milliyet, Sözcü, Cumhuriyet, Birgün, Yeni Şafak) verildiğini, bu gazeteler dışında başka gazete verilmediğini aktarmışlardır.
Silivri Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar mektup ve kargoların kendilerine çok geç teslim edildiğini, kargo ile gelen bazı eşyalara hapishane için uygun değil denilerek el konulduğunu, mahpuslardan birinin ailesinin mektupla gönderdiği aile fotoğraflarına ebatlarının hapishaneye uygun olmadığı gerekçesiyle el konulduğunu aktarmışlardır.
Mahpuslar, istedikleri gazetelerin çoğunun verilmediğini ve muhalif basın olarak adlandırılabilecek gazetelerden sadece Birgün ve Evrensel gazetelerini alabildiklerini, istemelerine rağmen Yeni Yaşam Gazetesine ulaşımlarının olmadığını aktarmışlardır. Ayrıca uzun süredir herhangi bir dergiye erişimlerinin olmadığını, bazı kitapların mahkeme kararıyla toplatıldığı gerekçesiyle alınmadığını aktarılmıştır.

Tekirdağ 2 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar eşya alış verişinde sayısal sınırlamanın bulunduğunu, mektup ve kargonun özellikle son zamanlarda aşırı pahalı olduğunu, kargoların geç gönderildiğini, mektup içeriklerine kanunda belirtilenin ötesinde müdahalelerin yapıldığını, taahhütsüz gönderilen mektupların bazen gönderilmediğini, APS olarak gönderilen mektupların bir haftada hapishaneden çıkmasının hızlı olarak yorumlandığını aktarmışlardır.
Görüşülen mahpuslar hücrede yirmi kitap ve on dergi sınırlaması olduğunu, ancak abonelik yapılmadan hiçbir dergi verilmediğini, Evrensel, Yeni Yaşam gibi gazetelerin verilmediğini, dışarıdan gelen bilgisayar çıktısı , fotokopi gibi hiçbir materyalin kendilerine verilmediğini aktarmışlardır.

5. Savunma Hakkına İlişkin Tespitler
Pandemi nedeniyle hapishanede avukat görüş kabinlerinde bariyer uygulaması devam etmektedir. Söz konusu bariyerler nedeniyle avukatların müvekkillerine verdikleri savunma evrakları infaz koruma memurlarının denetiminden geçmektedir.
 

Gebze Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşme yapılan mahpuslar bazı duruşmalar için mahkemeye yüz yüze katılım sağlamayı talep etse de çoğunlukla bu taleplerinin kabul edilmediğini ve SEGBİS ile duruşmaya katılmalarının dayatıldığını aktarmışlardır.

Kandıra 2 Nolu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar mahkeme sevklerinde tekli ring dayatmasına maruz kaldıklarını aktarmışlardır.

Silivri 3 Nolu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar disiplin soruşturmalarında ve İnfaz HakimliklerindeKürtçe savunma yapmak istendiğinde Kürtçe bilen personel (tercüman) olmadığı gerekçesiyle taleplerinin kabul edilmediğini aktarmışlardır.
 

Tekirdağ 2 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda, görüşülen mahpuslar disiplin cezalarına ilişkin SEGBİS sistemi ile İnfaz Hakimliğine bağlandıklarını, Kürtçe savunma yapmak isteyenlerden tercüman ücreti istendiğinden dolayı savunma yapamadıklarını, yargılaması devam eden mahpusların da duruşmalara SEGBİS ile katılmalarının dayatıldığını aktarmışlardır. Görüşülen mahpuslardan diğeri; davasının devam ettiğini bu sebeple sürekli duruşmalarına katılmak istediğini fakat talebinin yerine getirilmediğini, mahkemelere Segbis ile bağlanabildiğini, Segbise katılmak istemediğini belirtmiştir.

6. Diğer Haklara İlişkin Tespitler
Kandıra 1 Nolu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar Gebze Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda şüpheli bir şekilde hayatını kaybeden Garibe Gezer’in ölümünden sonra slogan attıkları gerekçesiyle tüm mahpuslara disiplin soruşturması açıldığını, ayrıca 2019 yılında başlanılan ve dönüşümlü olarak sürdürülen açlık grevlerinin de şu anda disiplin soruşturmalarına konu edildiğini aktarmışlardır.
 

Kandıra 2 Nolu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar Gebze Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda şüpheli bir şekilde hayatını kaybeden Garibe Gezer’in ölümünden sonra slogan attıkları gerekçesiyle disiplin soruşturmaları başlatıldığını ve sonucunda bir ay ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası verildiğini aktarmışlardır. Ayrıca açlık grevine giren mahpuslar hakkında da disiplin soruşturmalarının devam ettiğini aktarmışlardır.

Gebze Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar son zamanlarda siyasi mahpusların hemen yan koğuşuna adli mahpusların yerleştirildiğini ve bu mahpusların kendilerine bazen hakaret ettiklerini aktarmışlardır. Hapishane idaresinin bu durum karşısında idari hiçbir soruşturma başlatmadığını veya cezai soruşturma için gerekli bildirimleri yapmadığını aktarmışlardır. Görüşülen mahpuslar hem hastane hem de mahkeme sevklerinin “tabutluk” diye de anılan tek kişilik bölmelere ayrılmış ring araçlarında yapıldığını; bazen uzun saatler süren bekleyişler ve yolun hesaba katıldığında bu araçla sevklerin işkenceye dönüştüğünü ve yolda bu şekilde bir sürecin geçirilmesinin duruşmadaki savunmalara da etkisi olduğunu aktarmışlardır. Bir diğer husus mahpuslar sadece çay semaveri ve buzdolabı kullanabilmelerine rağmen çok yüksek elektrik faturası geldiği aktarmışlardır.

Silivri 3 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar her avukat görüşüne, telefon ve aile görüşüne, revire gidiş gelişlerde hapishanede kendilerine verilen ve üzerinde “terör suçlusu” yazan kimliği göstermelerinin istendiğini, bunu kabul etmediklerinde hem gidiş hem geliş için haklarında ayrı ayrı disiplin soruşturması başlatıldığını ve soruşturmaların devam ettiğini aktarmışlardır.

Silivri 5 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar halay çekmek, slogan atmak, müdürün önünden geçerken önünü iliklememek, çıplak aramayı kabul etmemek gibi gerekçelere haklarında sürekli disiplin soruşturması açıldığını, soruşturmalar sonucunda kendilerine bir ay ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma, haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma gibi cezalar verildiğini aktarmışlardır.

Silivri Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar bir mahpusun tek başına kalması nedeniyle arkadaşlarının yanına gitmek için açlık grevi yaptığını, bu sebeple bir ay haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma ve bir ay bazı etkinliklere katılmaktan alıkoyma cezası aldığını aktarmışlardır.
Görüşülen mahpuslar ayrıca, Kırıkkale F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan sürgün sevk olarak gelen mahupuslara sevk sırasında eşyalarını toplamaları için zaman verilmediğini ve eşyalarını yanlarına almalarına izin verilmediğini aktarmıştır. Ayrıca sevk sonrasında eşyaların kendilerine çok geç gönderilerek geç teslim teslim edildiğini aktarmıştır.

Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görüşülen mahpuslar açlık grevine başladıkları için haklarında disiplin soruşturması başlatıldığını, açlık grevine idarenin keyfi uygulamaları, idarenin kendilerini muhatap olarak almadığını, hapishane yaşadıkları sorunlara çözüm bulamadıkları nedeniyle başladıklarını aktarmışlardır.
Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulunan on üç mahpusun, can güvenliklerinin olmaması ve hak ihlallerinin son bulması talebiyle başlattıkları açlık grevi Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığı ile yapılan görüşmenin olumlu geçmesinin ardından açlık grevinin 58. Gününde 16 Mart 2022 tarihinde sonlandırılmıştır.

IV. SONUÇ
Son dönemlerde muhaliflere yönelik artan baskılar nedeniyle tutuklamaların arttığı bilinmekte ve bunun bir sonucu olarak, hapishanelerdeki mahpus sayısı hapishane kapasitenin çok üzerine çıkmıştır. Bununla doğru orantılı olarak mahpusların maruz kaldığı hak ihlalleri de artmıştır. Bu ihlallerin başında ise işkence yasağının ihlali gelmektedir. Hem ulusal hem de uluslararası hukukta işkence ve kötü muamele açıkça yasaklanmıştır. Bir başka deyişle hiçbir hal ve durumda, hiç kimseye işkence yapılamaz. Yapılan ziyaretler sonucu hapishanelerde mahpuslara yönelik özellikle psikolojik baskı ve şiddetin arttığı, bu durumla da bağlantılı olarak hapishanelerde şüpheli ölümlerin ve intihara teşebbüslerin arttığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte birçok hapishanede hukuka aykırı bir şekilde çıplak aramanın yapıldığı tespit edilmiştir. Mahpusların hastane ve adliye sevklerinde çift kelepçe uygulamasına maruz bırakılması, hapishanelerdeki hücre ve koğuşların fiziki koşulları da insan onuruyla bağdaşmayan uygulamalardan olup işkence ve kötü muamele yasağı kapsamında kalmaktadır.
Mahpusların açık görüşlerinin yaptırılmaması pandemi koşullarında anlaşılabilir olsa da kapalı görüşlerde kişi sınırlaması uygulanmasının, kırk dakikalık açık görüşlerin yerine sadece on dakikalık ek telefon hakkı tanınmasının ve bu telefon hakkının da açık/kapalı görüş yapılabilecek kişilerle değil de sadece telefon numarası verilen kişi ile sınırlı tutulması mahpusların aile ve özel hayatına saygı hakkını ihlal etmektedir. Her ne kadar pandeminin ilk zamanları mahpusların aileleri ile görüntülü konuşmalarına imkan sağlanacağı belirtilmişse de gelinen aşamada bu uygulama birkaç pilot hapishanede hayata geçirilmeye başlanmış, ancak siyasi mahpuslar bu uygulamanın dışında tutulmuştur. Ailelerinden uzak bölgelere sürgün edilen mahpusların, aile ve yakınları ile kapalı görüş yapabilmek için pandemi koşullarında uzun seyahatler yapmak durumunda kalmakta, bu durum mahpus ailelerininin sağlık durumlarını da riske atmaktadır.
Mahpusların hapishane koşullarında sosyalleşebilmesi, infaz sürelerinde sosyal ilişkilerden kopmamaları, bedensel ve ruhsal sağlıkları açısından ortak alan faaliyetleri büyük önem arz etmektedir. Özellikle yüksek güvenlikli hapishanelerde tutulan mahpusların beden ve ruh sağlıkları için uzun süre veya süresiz sosyal yalnızlaştırmaya maruz bırakılmamaları gerekmektedir. Spor, sohbet gibi faaliyetler sayesinde mahpuslar sürekli kaldıkları hücrelerin dışına çıkmakta, yedi gün yirmi dört saat birlikte kaldıkları sınırlı sayıdaki kişilerden farklı kişilerle sohbet ederek sosyalleşme imkanı bulmaktadır. Yapılan görüşmelerde pandemi ile birlikte başlayan süreçte mahpusların ortak alan faaliyetlerinin yaptırılmadığı, mahpusların içinde bulunduğu tecrit koşullarının daha da ağırlaştığı tespit edilmiştir. İHAM, tamamen duyusal yalıtma ile birlikte bütünüyle sosyal yalıtmanın kişiliği tahrip edeceğini ve güvenlik veya başka gerekçelerle haklı gösterilmeyecek bir insanlık dışı muamele biçimi oluşturacağını belirtmiştir.
Dışarıda pandemi kapsamında alınan birçok tedbirin kaldırılmış olmasına ve hayatın normale dönmüş olmasına rağmen açık görüşlerin başlamış olmasına, infaz koruma memurlarının normal vardiyaya dönmüş olmasına, mahpuslara 3-4 doz covid-19 aşısı yapılmış olmasına rağmen mahpusların hâlâ hapishane içerisinde ortak alan faaliyetlerine çıkartılmamasının hiçbir hukuki gerekçesi bulunmamaktadır. Ortak alan faaliyetlerinin yaptırılmıyor olması mahpuslar açısından ceza içerisinde cezaya dönüştürülen bir tecrit uygulamasıdır. Bu durumun sistematik olarak devamı ettiriliyor olması ise işkence ve kötü muamele yasağını ihlal etmektedir.
Mahpusların dış dünya ile iletişim kurması, toplumdan tamamen kopmadan, meydana gelen gelişmeleri takip edebilmesi için en önemli iletişim araçlarının başında süreli ve süresiz yayınlar gelmektedir. Mahpuslar kitaplar sayesinde birçok konuda kendilerini geliştirirken gazete ve dergiler sayesinde toplumda yaşanan gelişmeleri takip edebilmektedir. Bu durum tecridin mahpuslar üzerindeki etkilerinin bir nebze olsun azalmasına neden olmaktadır. Ancak hapishanelerde kitaplara getirilen kısıtlamalar ile dergi ve gazetelere getirilen yasaklamalar nedeniyle mahpuslar ifade özgürlüğü kapsamında bilgi ve kanaatlere ulaşma özgürlüğü ve haber alma hakkından faydalanamamaktadır. Birçok hapishanede mahpuslar okumak istedikleri süreli ve süresiz yayınların parasını doğrudan ödeyerek yayınları hapishane idarelerinin anlaşmalı olduğu yerlerden almak zorunda bırakılmaktadır. Bu durumun meydana getirdiği temel sorunlardan biri aileleri tarafından yatırılan para dışında geliri olmayan ve ekonomik olarak zor durumda olan mahpusların yayınlara erişmesi önünde engel oluşturmasıdır. Mahpuslar günlük yiyecek ve temizlik malzemesi ihtiyaçları ile mektup/faks gibi ihtiyaçlarını karşılamakta dahi zorlanmaktayken bir de okumak istedikleri kitaplara bütçe ayırmak zorunda bırakılmaktadır. Bu konuda bir diğer temel sorun ise mahpuslar tarafından talep edilen yayınların hapishane idaresinin anlaşmalı olduğu yerlerde bulunmamasıdır. Bu durum da mahpusların yayınlara erişmesi önünde ciddi bir engel teşkil etmektedir.

Yine mahpuslarla yapılan görüşmelerde gazete ve dergi gibi yayınların da hapishane idareleri tarafından keyfi olarak yasaklandığı ve çoğu zaman bu yasaklamalara ilişkin herhangi bir idari karar da alınmadığı tespit edilmiştir. Özellikle muhalif gazete ve dergilere getirilen yasaklamalar sadece mahpusların bilgi ve kanaatlere ulaşma özgürlüğünü ihlal etmekle kalmamakta, muhalif basına uygulanan sansürün de bir göstergesi olmaktadır. Mahpusların uluslararası anlaşmalar ve Anayasa ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü ve haberleşme hakları ihlal edilmektedir.
Kişi sınırlaması olmaması yönüyle ziyaretler dışında mahpusların aile ilişkilerini, arkadaş ilişkilerini ve sosyal ilişkilerini devam ettirebilmeleri için mektup ve fakslar haberleşme hakkının kullanılmasında en önemli araçlardandır. Son dönemlerde daha da artan mektup engellemeleri ve mektupların kaybedilmesi mahpusların aile ve özel hayatlarına saygı hakkı ile haberleşme haklarını ihlal ettiği gibi mahpuslar üzerindeki tecriti de arttırmaktadır. Mahpusların ailelerine yazdıkları mektuplar ya da mahpusların ailelerinden gelen mektuplar dahi hiçbir gerekçe gösterilmeden engellendiği tespit edilmiştir. Özellikle mahpuslar tarafından yazılan Kürtçe mektupların gönderilmemesi ya da mahpuslara gelen Kürtçe mektupların engellenmesi dışarıda Kürtçe ’ye yönelik süren ayrımcılığın hapishanelerde de devam ettiğini göstermektedir. Oysa hem ulusal hukukta hem de uluslararası hukukta dile yönelik ayrımcılık kesin olarak yasaklanmış, 5237 sayılı TCK’nın 122. Maddesi ayrımcılığı suç olarak yaptırıma bağlamıştır. Dolayısıyla bu engellemeler ayrımcılık yasağının da ihlali niteliğindedir.
Özellikle pandemi sonrası mahpusların tedavi ve sağlık hakkı üzerinde yaşanan hak ihlalleri de artış göstermiştir. Hapishanelerde yüzlercesi ağır binlerce hasta mahpus bulunmaktadır. Pandemi ile birlikte duran hastane sevkleri gelinen aşama itibariyle yeniden başlamışsa da hastane dönüşleri uygulanan karantina süreleri ve koşulları nedeniyle mahpusların hastaneye gitmek istemedikleri tespit edilmiştir. Zaten hasta olan ya da tek başına kalamayacak durumda olan mahpuslar karantina hücrelerinde çok kötü koşullarda kalmak zorunda bırakılmaktadır. Bazı hapishanelerde yirmi-otuz kişi aynı karantina koğuşunda kalırken bazı hapishanelerde tek başına temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamayacak mahpuslar tek başına tutulmaktadır. Mahpuslar ya çok az havalandırmaya çıkartılmakta ya da hiç çıkartılmamaktadır. Kantinden ihtiyaçlarının karşılanmasında birçok sorun yaşanmaktadır. Televizyon, radyo, kitap gibi eşyaları kendilerine verilmemektedir. Bu durum mahpusların hastaneye gitmek istememesine ve düzenli tedavi olması gereken mahpusların tedavi olamamasına neden olmaktadır. Oysa devlet, mahpusların beslenme, bakım, sağlık hizmeti gibi temel ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlüdür. Zira sosyal bir devletin “sağlık hizmetlerinin eşit, nitelikli ve herkesin ulaşabileceği bir şekilde sunumunu” sağlaması ödevi hapishanedeki sağlık hizmetlerinin genel toplumsal sağlık sistemiyle yakın ilişki içinde, ulusal sağlık sistemiyle entegre ve uyum içinde örgütlenmesini gerektirmektedir.. Devletler alıkonulan kişiye tıbbi bakımı her zaman ve derhal sağlamanın yanı sıra mahpusların esenliğini de güvence altına almak için tedavi amacının yanında koruyucu ve önleyici sağlık hizmetlerini de yerine getirmekle yükümlüdür. Pandemi devletin bu yükümlülüğünü askıya almadığı gibi mahpusların temel haklarını da ortadan kaldırmamaktadır. Zira tutulma ve cezalandırma mekânlarında kalanların da yararlanmaları gereken hakların sürekliliği söz konusudur ve bu kişileri temel haklarından yoksun bırakmak ikinci bir cezalandırma anlamına gelecektir.
Sağlık hizmetlerine erişim temel bir insan hakkıdır. Hiç bir koşulda sınırlandırılamaz, engellenemez. Yine, mahpusların sağlığa erişim hakkı da gerek uluslararası1 gerekse de ulusal mevzuatta tanınmış temel insan hakları kapsamnında bir haktır. Mahpusların, belirlenmiş ve ilan edilmiş kurallar çerçevesinde hiçbir kısıtlamaya tabi olmaksızın hekime ve sağlık hakkına ulaşabilmeleri esastır. Bu hakkın kullanılmasının mahpusun etnik kimliğine siyasi görüşüne cinsiyetine ya da yargılandığı dava dosyasına göre kısıtlanması hukuken de tıbben de kabul edilemez.
Mahpusun, hekime başvurusu ya da muayenesi sırasında kelepçesiz ve hekimle başbaşa olması esastır, buna aykırı davranışlar hem hukuken hem de tıbben2 suçtur. Hiç bir hekim hastasına açıkça bir güvenlik riski olmadan kelepçeli muayene öneremez. Bunun aksine davranışlar ağır mesleki kusurdur; hem hukuken hem de mesleki olarak kovuşturmayı gerektirir.3
Hasta mahpusların hastalıklarıyla bağdaşmayan hapishane koşullarında tutmak ağır bir hak ihlalidir. Bir mahpusun hastalığıyla bağdaşmayan ya da sağlığını kötüleştiren koşullarda kalmaya zorlanması ise işkencedir4. Keza, mahpusların teşhis ve tedavisini yapan hekimler de aynen diğer hastaları için olduğu gibi mahpuslar için de yaşam tarzı değişiklikleri (egzersiz, beslenme rejimi vb) önermekten kaçınmamalı, Adalet Bakanlığı da bunların uygulanması için kolaylaştırıcı olmalıdır.
Cezasını çekmek ya da yargılanmak için alıkonulan kişinin hastalığının gerektirdiği tıbbi ve insani koşulları sağlamak Adalet Bakanlığı’nın kaçınamayacağı bir yükümlülüğüdür. Adalet Bakanlığı siyasi mahpusların birer hasta olarak haklarını sınırlayan, onları hekim hasta ilişkisini tahrip edecek şekilde damgalayan tutumlarından vaz geçmelidir. Hasta hastadır. Hastanın hasta olmak dışında hiç bir başka kimliği olamaz. Siyasi mahpuslara dönük hukuk dışı önyargılar hekim-hasta ilişkisini tahrip eden uygulamaları meşru göstermek için kullanılamaz. Adalet Bakanlığı ağır hastalığı olan mahpusların hastalıklarını görmezden gelen tutumunu terk etmeli, bu mahpuslara hastalıklarına uygun alıkonulma koşullarını ve tıbbi yardımı sağlamalıdır.
Sağlık Bakanlığı’nın 14 Ocak 2022 tarihli GÜNCEL DÖNEMDE COVID-19 İLİŞKİLİ İZOLASYON VE KARANTİNA UYGULAMALARI dökümanında hastalık belirtisi göstermeyen Covid19 yakın temaslılarının karantinasını (izolasyon değil karantinasını) 7 günle sınırlı tuttuğu, Covid19 tanısı almış kişilere dahi ancak 7-10 gün izolasyon önerdiği koşullarda5, başka yakınmaları nedeniyle hastaneye giden mahpusların 14 gün tecrit edilmesinin hiçbir tıbbi gerekçesi olamaz. Adalet Bakanlığı’nı Sağlık Bakanlığı’nın 14 Ocak 2022 tarihinde yayımladığı “GÜNCEL DÖNEMDE COVID-19 İLİŞKİLİ İZOLASYON VE KARANTİNA UYGULAMALARI” başlıklı dökümana uyması gerekmektedir.

Tecritin gerek ruhsal gerekse bedensel sağlık üzerindeki olumsuz etkisi bilimsel çalışmalarla sabit ve Sağlık Bakanlığının ilgili dökümanı da ortada iken hastaneye giden siyasi mahpusların Covid19 pandemisi bahane edilerek 14 gün tecrit etmek (karantina değil tecrit!) evrensel tanımıyla işkencedir, daha da ötesi tıbbın işkenceye alet edilmesidir. Tecrit sadece Covid19'dan şüphe edilen ve yapılan PCR testi (+) çıkan mahpuslar için ve sadece 7-10 günle sınırlı olarak uygulanmalıdır.
Özellikle hasta mahpusların sağlık durumunun giderek ciddi bir boyuta ulaştığı, hapishanede yaşayan mahpusların temel hak ve özgürlüklerini kullanmalarında ilgili idarelerce çeşitli engellemeler ortaya çıktığı gözlemlenmiştir. Homojen bir grup olmayan hasta mahpusların sağlık durumu hapishanelerde yaşanılan hak ihlallerinin, başta yaşam hakkı olmak üzere, sağlık hakkı, vücut bütünlüğü ve kişi dokunulmazlığı alanlarına müdahale niteliği taşıdığı görülmektedir.
Hapishanelere yapılan ziyaretler neticesinde edinilen veriler aracılığıyla, özellikle pandemi gerekçesi ile hukuka aykırı bir biçimde orantısız ve ölçüsüz tedbirlerle mahpusların en temel insan haklarının askıya alındığı ve mahpuslar üzerindeki tecridin en üst seviyeye çıkarıldığı tespit edilmiştir.

1 Mahpuslara Muameleye Dair Birleşmiş Milletler Asgari Standart Kuralları ve Mahpuslara Uygulanacak Muamele Hakkında Temel İlkeler
2 Tıbbi Deontoloji Tüzüğü ve Hekimlik Meslek Etiği Kuralları
3 Bu hekimler hakkında tabip odalarına ve cumhuriyet savcılıklarına başvurulmalıdır.
4 Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Sözleşme, 1984
5https://covid19.saglik.gov.tr/Eklenti/42333/0/covid-19gunceldonemdecovid19iliskiliizolasyonvekarintinauygulamalari-2pdf.pdf
 

Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı