3/27/2017

EN

Bu çalışma, Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV) tarafından, 28–29 Şubat 2004 tarihinde, Diyarbakır’da organize edilen “Hukuk Demokrasi ve Sivil Toplum Sempozyumu” tartışmalarından oluşmaktadır. İki gün süren Sempozyum üç oturum olarak organize edilmiştir.

 

İlk oturumda “Sivil Toplum Anlayışı ve Hareketi” başlığı altında, genel olarak sivil toplum kavramı, Türkiye’de sivil toplumun genel durumu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde faaliyet yürüten sivil toplum örgütlerinin sorunları tartışılmıştır. Yapılan tartışmalarda, günümüz dünyasında toplumsal sorunları çözmeyi öngören devlet merkezli düşünce sisteminin aşıldığı, karşılaşılan sorunların aşılmasında yeni çözüm araçlarına ihtiyaç duyulduğu ve çözüm araçlarından biri olarak sivil toplum örgütlerinin öne çıkmakta olduğu tespit edilmiştir. Dünya ölçeğinde olduğu gibi ülkemizde ve bölgemizde de sivil toplum örgütleri 1990 sonrası önemini arttırmaya başlamıştır. Sempozyumda yapılan bir diğer önemli tespit; ideolojik, felsefi, siyasi, ekonomik, kültürel, sanatsal, etnik, dini, cinsi, çevresel, mesleki vb. farklılıkların zenginlik olarak kabul edildiği günümüzde, bu farklılıkların toplumsal alanda, devletten bağımsız olarak, üyelerinin gönüllü birlikteliğine dayanarak kendisini var etmesi anlayışına dayanan sivil toplum düşüncesinin her geçen gün daha fazla geliştiği ve toplum tarafından kabul gördüğüdür.

 

“Devlet-Yerel Yönetimler-Demokrasi ve Sivil Toplum İlişkisi” başlığı altında tartışmaların yürütüldüğü ikinci oturumda, sivil toplum kavramı ve anlayışı üzerine tartışmalar devam etmiş, var olan farklı sivil toplum anlayışları değerlendirilmiş, devlet-sivil toplum, yerel yönetimler-sivil toplum, sivil toplum-demokrasi, kentli hakları-sivil toplum ilişkisi tartışılmıştır. Bu oturumda yapılan tartışmalarda, sivil toplumun gelişmesinin devletin ve siyasetin demokratikleşmesini sağlayacağı vurgulanmıştır. Sivil toplum anlayışının gelişebilmesi için, devlet ve devlet kaynaklı kurumların da, toplumsal farklılıkların ifade edilebildiği ve örgütlülüğe kavuşabildiği bir yapıya büründürülmesi gerekmektedir. Dolayısıyla, demokratik bir sistemin gelişmesi, sivil toplumun gelişmesine bağlı olduğu kadar, devletin ve siyasetin demokratikleşmesine de bağlıdır. Devlet, doğası gereği; merkezi, bürokratik, otoriter bir yapı arz etmektedir. Bu bağlamda, demokratikleşme sürecinin asıl belirleyici unsurları sivil toplum örgütleridir.

 

Sempozyumum ikinci gününde yapılan üçüncü oturumda, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde faaliyet yürüten on sekiz sivil toplum örgütünün temsilcileri ve diğer konuklar, “Bölge Ölçeğinde Sivil Toplum Hareketinin İşbirliği Arayışları, Sorunlar – Tespitler – Çözümler” başlığı altında konuya dair sunumlar yapmışlardır. Yapılan sunumlarda, sivil toplum örgütlerinin, iç faaliyetlerinde, kamu kuruluşlarıyla, yine halkla, hedef kitleleriyle kurdukları ilişkilerde yaşadıkları sorunlar ve bunların olası çözüm yöntemleri konusunda çeşitli düşünceler dile getirilmiştir. Yaşanan sorunlar karşısında bölge ölçeğinde sivil toplum örgütleri arasındaki işbirliği arayışına dair olası çözüm önerileri sunulmuştur.

 

Yapılan tartışmalarda bölgemizde 1990 sonrası gelişen sivil toplum örgütlerinin, Türkiye’de Kürt sorununun çözümsüzlüğünden kaynaklı, 15 yıl süren çatışmalı ortamın yarattığı tahribatlar ve yaşanan dramlar sonucu gelişen çeşitli arayışların bir sonucu olarak ortaya çıktığı tespiti yapılmıştır. Seçim ve siyasi partiler yasasından kaynaklı bölge halkının temsil sorununun sivil toplum örgütlerine bir siyasal temsil yükümlülüğü getirdiği öne çıkan bir diğer önemli husus olmuştur. Bölgedeki sivil toplum örgütlerinin en önemli sorunlarından biri de devletin sivil toplum örgütlerine önyargılı bakış açısı ve onlarla işbirliğinden uzak tutumudur. Sivil toplum örgütlerinin kendilerini ciddi bir biçimde gözden geçirmeleri ve çağdaş sivil örgütlenme anlayışına uygun bir yapılanmayı hedef almaları gerekliliği Sempozyumda yapılan bir diğer önemli tespit olmuştur. Sivil toplum örgütlerinin, örgüt içi demokrasi ve katılım sorununu öncelikli olarak ele almaları ve çözmeleri gerekmektedir.

 

Tespit edilen bir diğer önemli sorun, bölgede faaliyet yürüten sivil toplum örgütleri arasında iletişimin ve dayanışmanın zayıflığı olmuştur. Bu bağlamda oluşturulan bazı platformlar önemli bir adım olmakla birlikte yetersizdir. Her sivil toplum örgütünün kendi alanında faaliyetlerini güçlendirmesi ve etkinleştirmesi, oluşturulan birlikteliklerin, dayanışmanın daha bir anlam kazanmasını ve etkinleşmesini sağlayacaktır.

 

ÇIKARKEN
Her başlangıç bir umuttur. Umudu çoğaltmak istiyoruz.
Yayın hayatına yeni bir dergi başlıyor. Toplum ve Hukuk dergisi. Dergiyi bir vakıf çıkarıyor; Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı. Vakfın kısa bir tanıtımını ileriki sayfalarda, vakıf başkanının kaleminden okuyacaksınız.
Derginin yayın politikası ve amacı vakfın amaçlarına paralel olacaktır. Vakfın amacı, vakıf senedimizde belirtildiği üzere; insanlık tarihinin kazanımları ışığında, demokratik ve evrensel hukuk ilkelerinin, toplum ve devlet yaşamının her alanında benimsenmesi, uygulanması ve yerleşmesi; baskıdan arındırılmış, demokratik, katılımcı ve özgürlükçü bir hukuk anlayışına ulaşılması için bireysel, toplumsal, ekonomik, kültürel ve ulusal gelişmenin önündeki engellerin kaldırılması; cinsler arasındaki ayrımcılığın son bulması, çocuğun ve doğanın korunması, insan onurunun yüceltilmesi amaçlarını güder.
Dergi, vakıf kurucularının kuruluş felsefesine ve orjinine sadık kalarak evrenseli yakalamaya çalışacaktır.
Asıl olarak, vakıf üyelerinin katkı ve çabalarıyla ayakta kalmayı hedefleyen dergi, vakıf üyesi olmayan avukatların, hakim ve savcıların, hukukçu ve bilim insan¬larının da görüşlerine açık olacaktır. Yine, üyelerimizde yazılı bir kültürün oluşumuna katkı sunmak temel amaçlarımızdandır.
Üç aylık periyodlar şeklinde yayınlanacak olan derginin ilk sayısı serbest yazılardan oluşmakla birlikte, bundan sonraki sayıları ‘dosya’ şeklinde çıkarmayı planlıyoruz.
Hukuk Servisi tarafından hazırlanan ‘son anayasa değişiklikleri’ ek olarak verilmiştir.
Eleştiri, öneri ve gelecek sayılarda yayınlanmasını istediğiniz makaleleri toplumvehukuk@hotmail.com adresine gönderebilirsiniz.
Dergimizin bu ilk sayısını faili meçhul bir cinayete kurban giden vakfımızın kurucu üyesi Av. Medet Serhat’a ithaf ediyoruz.
Yeni sayılarda buluşmak umuduyla….

 

 

Toplum ve Hukuk Dergisi’nin dördüncü sayısıyla buluşmanın mutluluğunu sizinle yaşarken, dergimizin bu sayısında yer alan önemli ve çarpıcı konuların ilginizi çekeceğini umuyoruz.
Dergimizin bu sayısında, İstanbul Barosu seçimlerine Çağdaş Avukatlar Gru¬bu adına adaylığını açıklayan Ercan Kanar, Mert Er Karagülle ve İsmail Hak¬kı Karaca’nın baroyla ilgili yazılarında, hedef ve planlarını bulacaksınız.
Dergide, ayrıca dünya ve Türkiye gündeminde sürekli önemini koruyan gün¬cel konular hakkında analizler yer almaktadır.
İstanbul Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. M. Semih Gemalmaz, “Şili’de İnsan Hakları” başlıklı yazısında, Şili’nin sosyal ve siyasal tarihini ir¬delerken, Allende’ye karşı yapılan askeri darbenin toplumda yarattığı kaos ve dramı anlatmaktadır. Yazıda, Şili’nin siyasi tarihinde yer alan bu karanlık say¬fanın, Türkiye ile olan benzerlikleri vurgulanmaktadır.
Doktor Veysi Ülgen, işkence mağdurlarına nasıl davranılması gerektiği üze¬rinde durmaktadır. “İşkence Kurbanları ile İlk Karşılaşma” başlıklı yazısında, işkence mağduru ile ilk karşılaşmada yapılacak davranışın, tedavinin devamı için önemi anlatılmaktadır.
Avukat Yusuf Alataş, TBMM’nin olağanüstü olarak toplanıp, yasallaştırdığı “AB Uyum Yasaları”nın Türk hukuk sistemini nasıl etkilemesi gerektiğini bir hukukçu gözüyle değerlendirmektedir. Alataş, AİHM’in verdiği kararların, Türkiye hukuk sisteminde işletilmemesinin sorun olacağına işaret etmektedir.
Kürt İnsan Hakları Projesi Direktörü Kerim Yıldız ile Avukat Derya Bayır or¬tak yazılarında, AİHM’in kapatılan Demokrasi Partisi (DEP) ile ilgili kararı¬nın önemini geniş bir şekilde işlemektedir. Parti kapatmada rekora giden Tür¬kiye aleyhine AİHM’e götürülen 5 parti kapatma davası incelenmektedir. Ya¬zıda, demokrasi ve hoşgörü kültürünün toplumda yaygınlaşması açısından AİHM’in DEP kararı irdelenmektedir.
IMF, Dünya Bankası’nm hukuk üzerindeki tahakümünü materyalist bir bakış açısıyla değerlendiren Oya Ersoy Ataman, “Hukuk, o çağa hakim olan ekono-
 
mik yaşamın gereklerine göre ve iktidarı elde tutan egemen sınıfın tercihleri¬ne göre var olur. Bu hukuku; ister yargıçlar, ister büyücüler, isterse rahipler uygulasın; öz, madde ve amaç aynıdır.” diyerek yeni dünya düzeninin hukuka bakış açısına dikkat çekmektedir.
Ayrıca, insanlık tarihinde her zaman var olan ve bir çok toplumsal olayın ne¬deni bazen de sonucu olan göç olayı, iki yazıyla ele alınmaktadır, ilk yazıda, Ayşe Akkaya, mülteci kadınların yaşadıkları trajediyi anlatırken, dünya ve böl¬gesel savaşları, iç savaşlar, baskıcı ve anti-demokratik uygulamalar ve açlık gi¬bi nedenlerle yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kalan mültecilerin, hu¬kuki statüsüne ilişkin gelişmeler üzerinde durmaktadır.
Güven Özata ise, göçün tarihsel süreci hakkında bilgi verirken, insanlık tarihine yön veren dinsel ve toplumsal olaylarda göçün önemini vurgulamak¬tadır. İnsan hakları paralelinde göçün anlatıldığı yazıda, Türkiye’de göç hak¬kında yapılan araştırmalara yer verilmektedir.
Çağdaş dünyada artık yeri olmayan idam cezasının TBMM tarafından kal¬dırılarak yerine ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının getirilmesini irdeleyen avukat Ali Rıza Dizdar, müebbet hapis cezasının yasalardaki yeri nedir? sorusuna cevap aramaktadır.
Bir sonraki dergide buluşmak üzere sevgi ve saygıyla…